28 Ekim, Cumhuriyet Bayram’ı öncesi

Tam on yıl önce, Eylül ayında ODTÜ’deki arkadaşlarımla kurduğumuz ekip için ilk konferans sunumuna hazırlanıyorduk. Her şey çok güzeldi; güçlü bir ekip olmuş, hem sıkı çalışmış hem de baya eğlenmiştik. Öğrendikçe büyüyor, birlikte bir değer yaratıyorduk. Hocalarımız “Bu böyle kalmasın, konferansa sunum içeriği hazırlayın” deyince, kolları sıvadık. Bir anket hazırlayıp öğretmenlere ve öğretmen adaylarına ulaşarak, “Biz böyle bir şey yapıyoruz; derslerinizde kullanmak ister misiniz? Üstelik sizin için ders planı da hazırlıyoruz,” diye kapı kapı dolaştık. Canım hocam Ali Eryılmaz’ın arkadaşı, Gazi Üniversitesi’nden Bilal Hocam (Bilal Gunes), “Yine mi sen kızım, git ders çalış, notları düzelt,” diye gülümseyerek takılmıştı bana – haklıydı aslında, ama o an kendimi bulmuş gibiydim, tüm bu eğlenerek öğrenmelerin içinde!

Sonrasında bu ekip TÜBİTAK’ın BIGG programına kabul edildi ve ekibimiz büyüdü. Bu program, şirketleşme yolundaki ilk somut adımdı aslında. Fakat işler yolunda gitmedi; grup dağıldı, her şey sona erdi. Şimdi, aradan on yıl geçti ve o günlerin bildiri özetini okurken içimde bir sızı hissettim. Grup çalışmasının zorluklarını o zaman öğrenmiştim. Bugün, öğrencilerime sık sık, “Önce ekip olmayı öğrenmeliyiz, grup çalışmasının ruhunu anlamalıyız,” diye dır dır ettiğimi fark ediyorum 🙂 Çünkü biliyorum ki, grubun içinde herkesin kendi güçlü yönüne göre bir işin ucundan tutması, biri liderlik ederken diğerinin yazıları yazması, bir başkasının ise bilgisayar işlerini üstlenirken diğerinin sponsorluk görüşmeleri yapması lazım. Ama bunun içinde ego savaşlarına yer olmamalı! Gençken, bu grubun lideri bendim ve o zamanlar bazı şeyleri yanlış yaptığımı şimdi daha iyi görüyorum; kimseyi kırmamak adına her işi kendi üstüme aldığımı, her şeyi kendim yapmaya çalıştığımı mesela.

Bunun üzerine şöyle bir düşündüm de… Şimdi yine beni mutlu eden şeyleri düşündüğümde, araştırma yapmak, somut veriler toplamak, röportajlar yapmak, notlar almak, öğretmenlerin ve öğrencilerin ilk ağızdan duygularını dinlemek, yüreklerine dokunmak bana gerçekten çok iyi geliyor. Öğrendikçe mutlu oluyorum; mutlu oldukça daha çok üretmek istiyorum. İşte on yıl sonra yeniden aynı yerdeyim, yılların öğretmenlik tecrübesiyle! Bugün master tezimin taslağını danışmanıma ilettim; artık sona yaklaştım. Bundan sonra sadece ufak düzeltmeler ve tez jürisinde tezimi savunmam kaldı. Ama korkmuyorum, aksine çok heyecanlıyım. İki yıldır elde ettiğim verileri, gözlemlerimi profesörlerle paylaşacak olmanın inanılmaz bir heyecanını yaşıyorum.

Ve yarın Cumhuriyet Bayramı. Ve benim için bu, çifte bayram. On yıl sonra, aynı tutkuyla ve yeni hayallerle, yine kararlıyım. Atatürk’ün açtığı yolda durmaksızın yürüyeceğim; yaptığım her şey, araştırdığım her konu, anlattığım her ders onun mirasına bir katkı, geleceğe bir adım olacak. Yol uzun, ama biliyorum ki her adımda daha da güçleneceğim. Bu gücü öğrencilerimden alıyorum; onların öğrenme heyecanı, benim ilhamım, ilerlememdeki en büyük destek.

Subscribe

Enter your email below to receive updates.