ODTÜ’deki Yüksek Lisansımı Başarıyla Tamamladım

14.02.2025


Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı tarafından durumunuz sistemde ‘mezun’ olarak işaretlenmiştir . e-Devlet Kapısı üzerinden Mezun Belgenize ulaşabilirsiniz. Bilgilerinize sunarız. Lütfen Öğrenci Portalı (https://student.metu.edu.tr) üzerindeki ‘kayıt sildirme / registration cancellation’ programını kullanarak, mezuniyet törenine en geç bir hafta kala kaydınızı sildirmeyi unutmayınız. Bu işlem tamamlanmadan diplomanızı alamazsınız.

Hayat çok tuhaf. İyi günler ve kötü günler iç içe geçiyor. Her şey yolunda giderken, mutluluğun tam ortasındayken, bir anda her şey değişebiliyor. İnsan, hayatının bir düzene girdiğini, artık başarılarının sağlam temellere oturduğunu, daha da fazlasını yapabileceğini düşündüğünde, bazen bir dalga gelir ve kurduğu her şeyi altüst eder.

Yüksek lisans için mücadelem Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde başlamıştı. CERN’deki Türk Öğretmen Çalıştayı’na kabul almıştım ve orada büyülenmiştim. O an anlamıştım, burası benim yerimdi. Fizik okumaya devam etmeye karar verdim, çünkü CERN’e bir gün araştırmacı olarak dönebileceğimi, orada kendime bir hayat kurabileceğimi düşünüyordum. Bu hayali gerçekleştirmek için fizik yüksek lisansına kabul almam gerekiyordu ve bunun için bilim sınavına hazırlandım. Kolay olmadı. Mezuniyetin üzerinden yıllar geçmişti, tekrar fizik çalışmak zordu ama başardım. Artık bir Boğaziçiliydim. Danışmanım Erkcan Özcan’dı ve bundan sonra başarısız olmam imkânsızdı. Daha çok çalışacak, daha da ileriye gidecektim.

Ama öyle olmadı.

Online dönemler başladı, dersler ağırlaştı, bense giderek daha mutsuz oldum. Öğrencilerime ayırdığım zaman azalmıştı ve bu beni derinden etkiledi. Çünkü ben en çok onların mutluluğuyla mutlu oluyordum. Onlara bir şey öğrettiğimde gerçekten başarılı olduğumu hissediyordum. Bunu fark ettikçe fizik bölümünden soğudum ve sonunda bıraktım.

Kendimi uzun bir süre yenilmiş hissettim.

Sonra af çıktı. ODTÜ’de, mezun olduktan sonra ne yapacağımı bilemediğim bir dönemde, fizik öğretmenliği yüksek lisansına başlamış ama iş hayatına kapılıp bırakmıştım. Şimdi, yıllar sonra yeniden bir fırsat doğmuştu. Geri döndüm. Dersler başladı ve fark ettim ki, her bir konunun içinde öğrencilerimden izler buluyordum. Onları daha fazla nasıl başarıya ulaştırabilirim, dünyada ne gibi yaklaşımlar var, öğrendikçe mutlu oldum. Mutlu oldukça başarılı oldum, başarılı oldukça daha fazla öğrenmek istedim.

Ve masallardaki gibi olacağını sandım: “Ve sonra sonsuza kadar mutlu yaşadılar…”

Ama hayat masallar gibi işlemiyor.

Geçtiğimiz günlerde artık kendi okulumda olamayabileceğimi öğrendim. Önümüzdeki dönem başka bir okulda çalışmam gerekebilecek. Bu haber bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Çünkü okulum yeni açılmıştı ve ben yıllarca burada bir şeyler inşa etmek için mücadele verdim. Bir okulun sadece bir bina değil, içindeki insanlar ve onların birlikte yarattığı ruh olduğunu hep düşündüm. Ama sen oyunu takip edemeden, oyunun kuralları değişiyor bazen.

Sonra dün, TÜBİTAK için yazdığımız projenin başarısız olduğunu öğrendim. Öğrencilerimle birlikte defalarca başvurduk. Dünyaca ünlü yarışmalarda çok güzel sonuçlar alabilirken, Türkiye’deki bu yarışmada bir türlü olumlu dönüş alamamak, beni gerçekten yordu. Yaptığım çalışmalara daha fazla öğrenci dahil etsem, onlara daha fazla alan açsam, daha farklı bilim insanlarıyla onları buluşturup destek versem de bir şey değişmiyor, bu da insanın içindeki inancı zedeliyor.

Aslında, geçtiğimiz bir ay içinde çok mutlu olmam gerekiyordu. Çünkü sonunda yüksek lisans tezimi verdim. Danışmanımın ifadesiyle bu, bir çocuk doğurmak kadar sancılı bir süreçti. Ve ben bunu başardım. Mezun oldum. Ama garip bir şekilde kendimi boşlukta buldum. Uzunca bir süredir çalışma masasına oturamıyorum, otursam bile uzun süre verimli vakit geçiremiyorum. Psikolojik olarak kendimi iyi hissetmiyorum, rahat hissetmiyorum, güvende hissetmiyorum. Başarılı olduğumu zaten hissetmiyorum. Bir de son gelen bu haberler, içimdeki boşluğu daha da derinleştirdi.

Dün gece, yatakta saatlerce ağladıktan sonra, ne yapacağımı bilemez bir halde kaybolduğumu düşündüm. Sonra TÜBİTAK’tan elendiğimiz haberini aldım ve dibe çöktüğümü hissettim. Ağlayarak uyuyakaldım. Çocuklara haber veremedim ama okulda zaten öğrenmişlerdir.

Ama bu sabah farklı uyandım.

Bu sabah güçlü uyandım. Önümüzde başka yarışmalar var, öğrencilerle birlikte katılabileceğimiz yeni fırsatlar var. Artık başka bir sürecin içindeyim ve daha donanımlıyım. Öğrencilere daha çok şey öğretebilirim. Ve eğer ben öğretiyorsam, onlara yardım edebilecek insanlara ulaşabilirim.

Ve en önemlisi… Ben yoluma devam ediyorum.

ODTÜ’deki yüksek lisansımı tamamladım. Bir ders hariç tüm derslerimden AA aldım. Zordu ama güzeldi. Artık önümde yeni bir yol var. Büyük ihtimalle doktoraya devam edeceğim. Ve bu sabah yeniden heyecanlandım.

Geleceğim için.

Öğrencilerim için.

Ve en çok da, asla vazgeçmeyen yanım için.

Ama bu sadece benim yolculuğum değil. Bu, her anında benimle olan, düştüğümde elimi tutan, başarısız hissettiğimde bile inancını yitirmeyen öğrencilerimin de yolculuğu. Onlar, bana sadece öğretmenin bir meslek olmadığını, aynı zamanda bir yol arkadaşlığı olduğunu hatırlattılar. Birlikte öğrendik, birlikte güçlendik. Ben onlara bir şeyler öğretmeye çalışırken aslında onlar da bana, düşmenin son olmadığını, yeniden başlamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğrettiler.

Bu yüzden, bu tezi her zaman yanımda olduklarını hissettiren, hata yaptığımda bile beni destekleyen, birlikte yükseldiğimiz ve öğrendiğimiz öğrencilerime adıyorum.

“To my students, whose unwavering strength I have always felt by my side, even when I stumbled and made mistakes, rising and learning together.”

Tezimi bu linke tıklayarak okuyabilirsiniz.